İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SEÇİMLER ÜZERİNDEN “ÖZNEYE” BAKIŞ

Gerçekliğin Bir Yanı Olan “Öznenin” Kuruluşunun Teorik Yanlışlığı

1428 Mayıs 2023 burjuva “Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento Seçimleri” öncesi ve sonrasındaki tartışma ve değerlendirmeler, sınıf mücadelesinde toplumun öznesi olduğunu iddia eden yapıların sahip oldukları teorik ve pratik saiklerle, görüngüler üzerinden, biçimsel bir şekilde yapılmaktadır. Kapitalist toplumu dönüştürmeyi hedefleyen ve sınıf mücadelesinde kazanımlar elde etmek isteyen yapılar, seçim sürecinde öznenin üzerine düşeni yapmadığını ifade ederek, öznenin oluşturulma görevini görünür kılmıştır. Seçimler sonrasında özne, nesnesi olan halk-sınıf ile bağ kuramamasını kendi etkisizliğinde görerek doğru bir adım atmıştır. Ama bu adımı, burjuva partilerin sözü olmaktan çıkaracak teorik bir temelin olmaması nedeniyle, çözüm olarak, nesneyi dinlemek ve onunla ortaklaşma hedeflenmiştir. Sağduyuya doğru gelen bu çözüm, öznenin rolünü görememekle çevrilidir. Günümüz toplumunun öncüsü olduğunu söyleyen yapıların, öz ve biçim ilişkisini de kuramadıkları için doğru bir eleştiri ve tahlil sunamadıklarını düşünüyoruz.

Özne-nesne ilişkisini Marksist anlamda tahlil edemeyen sığ bir düşünsel ortamdayız. Bu ortamdan kaynaklı ve Marksist bir yapının eksikliğiyle, gerçekliği kavrayamamanın suskunluğu ve hareketsizliğini yaşıyoruz. Sorunu öznede görmesine rağmen, teorik zeminin metafizik bir akla sahip olmasından dolayı da çözüm, nesneye inmek olarak önerilmektedir. Öznenin kendi durduğu zeminde sorunu görüp, kendisinde bu zemine yol açan teorik ve yöntemsel aklı tartışmadan, çözüm olarak halka yönelmesi sorunu büyütecektir. Çünkü sorun tartışılmadan ve özne, rolünü yerine getirmeden, yapacağı etkinliklerle istenilen kazanımlar da imkânsız hale gelecektir.

 Her ne kadar sosyalist yapılardan daha ileri düzeyde bir eleştiri ve pratiği olan Kürt hareketinden, önce öznenin kendi içinde teorik yanlışlığını giderip öyle halka gitmesi beklenirken, öznenin eksikliğini, nesne ile gidereceğini düşünmesi ve sadece nesneye yönelmesi, özneyi, nesneye indirgeyecektir.

Kürt hareketi seçimlere yönelik değerlendirmesini; fiziksel eksikleri, daha fazla çaba sarf etmemesi, aday çıkarmaması, adayların belirlenmesinde hatalar yapması gibi biçimsel durumlar üzerinden tartışmakta ve tüm bu süreci de halk ile birlikte değerlendirmeye yönelik bir program belirlemektedir. ‘Sosyalist’ alanda ise, Marksist anlamda sosyalist bir yapı, örgütlenme ve mücadele olmadığı için yanlış da olsa böyle bir çaba bile söz konusu değildir.

Gerçekliğin bir yanı olan öznenin, nesnelliği doğru ifade etmesiyle, nesne; öznede, maddi olarak yaşadığının teorik ifadesini görür, anlar ve özne; nesnenin varoluşunu kavramsal olarak yeniden üreteni olarak onunla birlikte yol yürür. Eğer özne, halk ile sınıf ile arasına mesafe girdiğini görüyor ve samimi bir şekilde buna yol açanın kendisi olduğunu söylüyorsa, çözümü de buna sebep olan teorik düşünsel zemindeki yanlışlarında aramalıdır. Sonuçların biçimsel değerlendirilmesi ve görüngüler üzerinden yol haritası çıkarılmamalıdır. Niye böyle bir sonucun ortaya çıktığı analiz edilmeli, sıkı bir çalışma planlanmalı ve buna yönelik parti içi teorik ve yöntemsel bir çalışma yapılmalıdır. Ve tüm bunlar öznenin durduğu teorik zeminin eleştirisi temelinde yapılmalıdır. Devamında da sınıfla-halkla birlikte teorik-politik-yöntemsel bir bakış açısı ile mücadele örgütlenmelidir. Sadece halkla temas etmeye yönelik planlama, partinin özgünlüğünü, sorumluluğunu görememek ve politik, pratik düzeydeki eksiklere yönelerek, teorik-yöntemsel hataları irdelemeden, özneyi, nesneye indirgemek olacaktır.

Bu süreçte Kürt hareketi; halk tarafından verilen mesajın görüldüğünü, halka inerek yerel toplantılar ile halkın dinleneceğini ve dersler çıkararak yolun belirleneceğini söylemiştir. Bu, her ne kadar sosyalist yapılara göre olumlu bir adım olsa da oldukça önemli bir hatayı da içermektedir. Hata, öznenin rolünün anlaşılamamasıdır. Halkın-sınıfın gerçekliğini, teorik düzeyde yeniden üreterek; üretilen bu aklın politik olarak da pratikte yeniden nasıl üretildiğini görünür kılarak ve örgütlenmesini de sağlayarak bir yapı oluşturulmalıdır. Halkın sesine kulak verdiğini söyleyen partilerin, halkın sözünü yanlış yorumladığını görebilmeliyiz. Halk, sesinin duyulmasını isterken, partiden, bu sesi teorik olarak yeniden üretecek bir bakışı dile getirmesini istemektedir. Eğer siz bunu sağlayamazsanız, halk-sınıf, niçin  ‘yankı duvarı’ gibi bir yapıya yönelsin ki? Özne, eğer aynı gerçekliği farklı şekilde üreten, ifade eden olmayacaksa, özneye ve teoriye neden ihtiyaç duyulsun ki?  Özne, kendisini nesneye indirgememeliyken -şu anda yapılan odur- aynı zamanda da kendisinin, nesneden kopuk ve onun dışında bir akıl ürettiği hülyasına da kapılmamalıdır. Anlamamız ve görmemiz gereken, halk-sınıf ile özne-parti ilişkisinde, aynı gerçekliği karşıt olarak ifade eden iki yanın olduğudur. Bu bir tercih ve düşünsel bir çıkarım da değildir. Gerçekliğin kendisidir. Öznenin, bu gerçekliği tartışıp anlaması ve nesnel olanın, öznel olarak yeniden üretilmesini göstermesi varlık koşuludur. Çünkü özne, kendisi dışındaki nesnenin teorik ve kavramsal düzlemde aynısını üretirken, gerçekliğin, özne ve nesne olarak görünen iki yanın karşıtlığını yok etmeden ve birbirlerinin aynısı haline getirmeden aynı şeyi de ifade ettiğini görebilmelidir. Bundan dolayı öznenin yapması gerekli olan, içinde bulunduğu durumu ve toplumu analiz ederek, teorik-politik-yöntemsel bir hat üzerinden mücadeleyi örgütlemektir. Özne için bunu sağlamakta, İlyenkov’un ifade ettiği teorik düzlemi anlamaktan geçmektedir:

“ Mantık, düşüncenin, eğer bilimselse ve bilinç ve iradenin dışında, onlardan bağımsız olarak var olan bir nesneyi yansıtıyorsa –yani nesneyi kavramsal olarak yeniden üretiyorsa- nasıl geliştiğini, başka bir ifadeyle nesnenin zihinsel olarak yeniden üretimini nasıl gerçekleştirdiğini, onun öz gelişimini nasıl yeniden yapılandırdığını, daha sonra nesneyi gerçekte (deneyde ve pratikte) yeniden yaratabilmek üzere kavramların hareketinin mantığı içerisinde onu nasıl yeniden yarattığın göstermek zorundadır.”

İlyenkov’un bu alıntısında da gördüğümüz gibi; nesne var olmasının koşulu gereği aklı, mücadelesi, duruşu ve bakışı ile gerçekliğin bir yanı olarak karşınızda durmaktadır. Öznenin yapması gereken ise, gerçekliğin diğer yanı olarak, kendi varlığının gereğini görüp, ona göre hareket etmesidir.

Halk-sınıf; tüm baskı, tehdit ve hatta ölüme rağmen ve aynı zamanda öznesi gördüğü partinin eksikleri, hataları ve taban ile bağın istenilen şeklide kurulamamasına rağmen bu kavuşmayı beklemektedir. Beklentinin de bir istek veya özlemle ilgisi yoktur. Zorunluluk ve içinde bulunulan toplumun kendini üretiş şekli, nesnenin varlık koşuludur. Özne de, kendi varlık koşuluna göre davranmalıdır.

Şimdilerde bu düzlem neredeyse hiç tartışılmamaktadır. Doğru bir akıl ile örgütlenildiğinden emin olmadan, pratiğin daha öncelikli olduğu dönemlerden geçildiği düşünülerek, politik ve pratik adımlar atılmaktadır. Günümüzde, toplumsal hareketlenmeler ve kapitalist toplumun krizi karşısında, istenilen mücadele ve örgütlenmenin oluşamamasının sebebi teorik-yöntemsel düzeyde bir yapının olmamasıdır. Yani öznenin üzerine düşeni yapmamasıdır. Yapılan yanlışlar ve ortaya çıkan eksiklikler de taktiksel hatalara, konjonktürel durumlara adreslenmekte ve günün kurtarıldığı düşünülmektedir. Sınıf savaşımında mücadele edenler, karşı tarafın tüm gücüyle her an saldırmakta olduğunu bilmektedir. Sınıf mücadelesindeki güçsüzlüğümüzün sebebini, teorik ve yöntemsel zeminin mekanik ve biçimsel materyalizmi aşamamasında görüyoruz. Diyalektik materyalizme ulaşamazsak bedel daha ağır olacaktır. Ulaşmak için çabaya başladığımız anda da süreç hiç de düşünülmeyen bir hızla bizden yana işleyecektir. Çünkü büyük acılara gebe olan günümüz, büyük dönüşümlere de açıktır. Yeter ki özne, görüngülere aldanıp çabalamadan ve kendisinin rolünü de yerine getirmeden halka gidiyorum diyerek, kendini oraya indirgemesin; halkın sesini, doğru bir öznellikle ifade edip,  öznel ve nesnel yanı gerçekliği ile kavuştursun ve kavuşsun.

Teorik düzlem hiç tartışılmadan, pratik-politik kararlar alınmaya devam edildikçe, sınıfın ve halkların mücadelesinin bir ayağı olan özne-teorisi eksik kalacağı için, mücadelede sert ve fedakârca savaşımlar olsa bile tam bir kazanım sağlanamayacaktır. Çünkü gerçekliğin bir yanı olan nesne(sınıf, halk), gerçekliğin diğer yanı olan öznesi(parti) ile yani nesnesinin aynısını ifade eden, yansıtan, teorik olarak yeniden üreteniyle örtüşmelidir. Böyle olmalı ki maddi ve düşünsel olanın birlikteliğini ifade eden toplumsal mücadele, sınıftan ve halklardan yana kazanabilsin.

Bu yapılmadığı takdirde halk ve sınıf üzerine düşeni yaparken, bunu doğru bir teorik yaklaşım ile örgütlemesi gereken yapı, kendisini, öznelliği oluşturamamış olarak, varolan nesnelliğin yanında bulacaktır. Öznenin, kendini nesneleştirmesi, mücadelenin iki ayağını tek bir şeye indirecektir ki bu savaşımdaki gerçekliği anlayamamaktır. Yani nesnelliği, öznelliği ile kavuşturup gerçekliğe ulaşmak gerekirken, özneyi fiziksel olmasa da işlevsel olarak yok ettiği için nesneye indirgemiş olacaktır. Örneğin, elinizde kâğıt-para değil sadece kâğıt bir madde kalmış olur. Para, hem maddi özellikleri hem de işlevselliği ile var olur. Örneğimize uygun olarak özne de, ne paranın fiziksel özellikleri ile kendini eşitlemeli ne de kâğıda bakıp, fiziksel özellikleri dışında görünmeyen işlevini, kendisinin verdiğini de sanmamalı, dışarıdan bir özellik verdiğini de düşünmemelidir. Kâğıt-parada; gerçekliğin biçimi olarak nesnede ifade edilen, hem maddi hem de toplumsal işlevi içeren nesnelliği,  bu nesnelliğin aynısını kavramsal olarak da yeniden üreten öznelliğin varlığı ile birlikte görebilmeliyiz. Bu yapılmadığı takdirde artık paradan bahsedilemez. Ya kâğıdın özellikleri öne çıkarılır ya da maddi nesne olma özelliği önemsiz görülüp, soyut bir şekilde paranın işlevsel ve toplumsal rolü dile getirilir.

Paranın fiziksel ve maddi özellikleri yanında toplumsal işlevi doğru tanımlanmazsa, elinizde maddi bir kâğıt kalacaktır. Para rolü ortadan kalkan bu kâğıtla, yine de farklı şeyler yapabilirsiniz ama pazarda değişimi sağlayan olarak kullanamazsınız. Tıpkı öznesi ile hareket edemeyen halkın da mücadeleden vazgeçmemesi gibi. Mücadele eden öznesiz bir halk, içinde bulunduğumuz toplumun varoluşu gereği bütüncül hareket eden karşı tarafla, eksik ve tek yanlı –öznesiz- ama cesurca savaşmaya devam edecektir. Halkın, paranın kâğıt haline dönüşmesi benzeri bir duruma düşmemesi için, özneyi oluşturmalıyız.

Bu durum seçim sonrası ‘sosyalistlerin’ suskunluğu ve hareketsizliği ile kendini göstermektedir. Marksist teoriyi kavramış sosyalist bir yapının eksikliği ortadadır. Sebebi ise diyalektik materyalist teori ve yönteminin, kaba ve ütopik sosyalist düzeyde bile tartışılmamasıdır.

Seçimlerde, işçi sınıfının ve sınıf mücadelesinin kendine özgü bir durumu olan Kürt ulusunun tercihini, kapitalist toplumun sınıfa yaşatacağı acı, baskı, ölüm ve uluslararasında bir savaş dışında önerisi olmayan partilere oy vermesini anlamanın yolu, yazıda açmaya çalıştığımız, öznenin teorik yöntemsel zemininin tartışılmasından geçmektedir. İşçiler, sınıfsal varoluşları içinde hareket ederler. Yanlış olarak, görünen ve anlaşılan ise bireysel ve günlük çıkarlarını düşünerek tercihte bulundukları yönündedir. Teorik yöntemsel bir bakış, işsiz kalan, sömürülen, Suriye, Ukrayna gibi savaşlarda ve madenlerde olduğu gibi işçi katliamlarında, deprem, Roboski gibi saldırılarda ölen, öldürülen, baskıya uğrayan, yok sayılan, yurdundan edilerek oldukça zor şartlarda yaşamaya çalışanların tepkilerinin sınıfsal ve ulusal olduğunu anlayabilmemizi sağlar. Bunun içindir ki teori, soyut bir ifade ya da pratiğin öncesinde ve sonrasında kendini gösteren, pratikten de bağımsız ele alınacak bir şey olarak görülemez. Öznenin varlık sebebini anlayamazsak, sadece durdukları yeri teorik düzeyde sorgulamayanların yok olmasıyla değil, öznesiz kalan nesnenin karşılaşacağı büyük acılar ve bedeller ile yüzleşiriz.

Özneye bu kadar yüklenmemizin ve önem vermemizin sebebi budur. Gerçeklik, özne-nesne karşıtlığının birlikteliğiyle var olur. Gerçeklik; nesnelliğin, kavramıyla-öznesiyle özdeş olmasını ifade eder. Onun için özne, yanlış bir misyon edinerek zaten var olan bir nesnelliği oluşturma çabasında olmamalı ya da tersten bir yanılgıyla var olan nesnelliğe dahil olup öznelliğinin gereklerini terk etmemelidir.  Özne, gerçekliğin bir yanıdır, üzerine düşen rolü görmeli ve buna yönelik çabayı sergileyebilmelidir. Partinin üzerine düşen, yaşanılan gerçekliği nesnellik içinden teorik olarak yeniden üretmesi ve bu üretimin de nesnesi ile tekrar kavuşmasını sağlamaktır.

Bu yazı https://sendika.org/2023/06/secimler-uzerinden-ozneye-bakis-gercekligin-bir-yani-olan-oznenin-kurulusunun-teorik-yanlisligi-687283/ yayınlanmıştır.

Yorumlar kapatıldı.