İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

EMEKLİLİKTE SINIF MÜCADELESİ

VE

“TEMMUZ MAAŞ ARTIŞLARI VE EMEKLİ MECLİSLERİ SENDİKASININ MAAŞ ARTIŞLARI KONUSUNDAKİ EKONOMİK TALEBİ”

Veli GÜNER[1]

Ali Ersin GÜR:[2] Emekli Meclisleri Sendikası Facebook sayfasında “Temmuz 2024 Emekli Maaş Artışları”  ile ilgili bir yazı paylaştı[3]. Bu yazı da Sayın GÜR “Tüm emekli sendika, dernek, sandık ve platformları ‘Sahici bir örgütlülük’ yaratarak işçiler – emekçiler ile kamu çalışanları sendikalarıyla ortaklaşa bir ‘Demokratik Emek Konfederasyonu’ oluşturarak” başarıya ulaşılabileceğini söyleyerek: “Tarih bizi göreve davet ediyor. Bundan kaçınamayız” (abç) diyor.

Sayın Gür “Tarihi görevi” ve talepleri şöyle ifade ediyor:

– “Ocak, Temmuz aylarındaki zamlar tamamen yüzdelik ve aldatmacadır.”

– “Oransal zam yerine Milli Gelirin tüm yurttaşlar arasında hakkaniyete uygun olarak eşit ve adil dağıtılmasını savunuyoruz.” (abç)

– “Dolayısıyla Emekli Maaşlarının da buna göre belirlenmesi gerekiyor.”

– “IMF Milli Gelirden (Türkiye’de-VG) kişi başına düşen payın 13.110$ Dolar olduğunu bunun aylık ve TL cinsinden kişi başı 35.506 TL maaşın bu olması gerekir.” Diyerek mealen ifade ediyor.

– “Emeklilere aylık 10.000 TL ödenerek, her ay –milli gelir hesabına göre- 25.506 TL gasp edilmektedir, gasp edilen bu paraların söke söke geri alınması gerekmektedir…”

Sayın Gür; hiç eğitim alamamış sıradan bir vatandaş değil. İsminin önündeki (Av.) unvanı bize, burjuvazinin Hukuk Fakültelerinden birinden mezun olduğunu gösteriyor. Yani en azından iddiasında ve taleplerinde ileri sürdüğü kavramları, burjuva içerikleri ekseninde “bildiğini” varsayıyoruz… Daha fazlasını okura bırakalım. Biz bu kavramlardan ne anlıyoruz kısaca açıklayalım:

İçinde bulunduğumuz üretim biçimi, sermayeye dayalı kapitalist üretim tarzıdır. Yani bir yanda üretim ve geçim araçlarının özel mülkiyetini tekelinde tutan kapitalist sınıf, bunun karşısında da emek-gücünden (iş yapma kapasitesi) başka mülkiyeti olmayan ve bu metasını kapitalist sınıfa satabildiği ölçüde bir değer elde edebilen işçi sınıfı. Bu konuda ayrıntılı yazılarımızı bu mecralarda da yayınladık.[4] Daha fazla tekrara düşmeden bu iki sınıfın bir biriyle ilişkisinden doğan ekonomik ilişkiler içinde, her sınıfın, sınıfsal çıkarlarının sınıf mücadelesi yoluyla dengelenmesi ile bu sistemin yürüdüğünü de ifade edelim.

Kısaca kapitalist sınıf, üretim araçlarının özel mülkiyeti temelinde, üretimin sonucunu “hak” olarak talep ederken, emek-gücü sahipleri de, tek özel mülkiyetleri olan çalışma-üretme kapasitelerinin satışı karşılığında kapitalist sınıftan “ÜCRET” talep ederler. Emek-gücünü belirli saat, gün vb. süreyle, bir ücret karşılığında satan işçi sınıfı, bu ücret ile kendi toplumsal varlığının yeniden üretimini sağlarken, diğer yanda kapitalist sınıfın bütün kesimlerini, kurumlarını (Devlet de dahil) ve sermayelerini de yeniden üretirler. Bu toplumsal üretim tarzında kapitalist sınıf, satın aldığı emek-gücünü mülkiyetindeki üretim araçlarıyla üretime sokar. Üretimden -üretim araçları ve emek-gücü- yepyeni bir meta ortaya çıkar. Bu metanın sahibi kapitalist sınıftır. Kapitalistler bu metaları satış yoluyla elden çıkarır. Üretim sürecinde kullanılan emek-gücü, değerinin üzerinde “değer” üreterek, ücret olarak aldığı kısmın üstündeki tüm değeri (artı-değeri), kapitaliste bırakır. Kapitalist üretim sürecinin sonunda, kapitalist ve sermayesiyle birlikte, kapitalist sınıfın örgütlediği ve bu sınıfın kolektif işlerini yürüten devlet ve onun tüm kurumsal yapısı da yeniden üretilir.   

Kapitalist sınıf ise, bu toplumsal kapitalist üretim ilişkisini bu biçimde tanımlamaz. Çünkü kapitalist sınıf, emek-gücü sahiplerinin sırtından kendi geçimini sağladığının, sermayesini büyüttüğünün ve onu ayakta tutan devlet kurumlarının devamının sağlandığının bu denli açık görünmesini istemez. Asalaklığını ve sömürüsünü kendi ürettiği kavramlarla gizlemeye çalışır. Burjuva sınıfın sözcüleri hep bir ağızdan “aynı gemideyiz”, bu nedenle “asgari ücreti”, “emekli maaşlarını” artırırsak hep beraber batarız mealinde sözler sarf etmekten çekinmezler. Aynı mantıkla toplumsal üretimi tartışmayı da, kapitalizmin parametreleri içinde tutmaya özen gösterirler. Açıklanan milli gelirler, büyüme hızları, işsizlik oranları, toplumsal üretimin kapitalist biçiminin kavramları değil de, toplumlar üstü bir gerçekliğin karşı konulmaz kavramları gibi lanse edilir. Kapitalistler tüm tartışmayı bu kavramlar içinde tutmanın kendileri için ne denli önemli olduğunun bilincindedirler. Bu nedenle ağızlarından bu kavramlar dışında bir söz duyamayız.

Ne yazık ki işçi sınıfının arasında da bu kavramlara teslim olmuş “dostları” var. Ve diyorlar ki: “Ücretlilik sistemi sürsün”,  Milli Gelir “hakkaniyete uygun olarak eşit ve adil dağıtılsın…”.

Kapitalist bir kategori olarak hesaplanan “Milli Gelir”i referans almak, ücretlilik sistemini gizlemenin, asalak kapitalist sınıfın ve onun kurumlarının “meşruluğunu” kabul ettirmenin bir yoludur. Tümü işçi sınıfı tarafından üretilen, “ücret” ile “kapitalist kar, faiz, rant, vb gelirlerinin” toplamının ülke nüfusuna bölünmesiyle bulunan Kişi Başı Milli Gelir, nasıl paylaşılırsa paylaşılsın, üretim şekli olan kapitalist biçimini, yani üretim araçlarının özel mülkiyetini ve bunun karşısında konumlanan işçilerin durumunu meşrulaştırmak demektir.  

“Emekli Maaşlarının da buna göre belirlenmesi gerekiyor” sözünü, Emekli Meclisleri Sendikası talebi olarak sunmak, yukarıda belirttiğimiz kapitalist akılla yürüyen anlayışın sendikadaki sözcülüğünü yapmak demektir. Emeklilerin çalışırken kazandıkları ve işgöremez duruma düştüklerinde, geçimlerini sürdürmek için biriktirdikleri fonların (SGK) kapitalist sınıfa bağışlanmasını vaaz eden bir kapitalist aklın ürünüdür. “Ücretlilik Sistemi”ne karşı gelinmesi gerekirken tam tersine, işçi sınıfına, burjuvaziyle ortaklığı vadeden bu akıl, işçi sınıfının aklı değildir. Sınıf bu aklı reddeder.

Kapitalist sınıfın gasp ettiği değeri sadece “Emeklilere aylık 10.000 TL ödenerek, her ay –milli gelir hesabına göre- 25.506 TL gasp edilmektedir, gasp edilen bu paraların söke söke geri alınması gerekmektedir…” dediği noktada,  aylık 25.506 TL olarak gören GÜR; çalışırken her gün “artı-değer” karşılığı ödenmeden el konularak gasp edilenleri görmez. Bu körlüğü ile toplumsal üretimin kapitalist biçimine karşı işçi sınıfının gözlerinin açılmasının da önünde engel olur. Kapitalist kategori ve kavramların dışında işçi sınıfının ve onun örgütlerinin düşünmesinin engeli olarak, istemese de kapitalizme koltuk değneği olur.

Emeklilik fonlarının (SGK) oluşum şeklinde ve bu fonların gasp edilmesinde mücadele hedefleri oluştururken, kapitalist kavramlardan uzak durulması gereğini sürekli dile getirmeye çalışıyoruz. Bu kapitalist kavramlar sanki en genel ve apaçık doğrularmış gibi önümüze sürülmektedirler. İşçi sınıfı bu kavramlara teslim olmaz ve onlarla düşünmez, düşünemez. Bunu örneklemek için önceki yazılarımızdan birkaç alıntı ile noktalayalım.

“İşçi sınıfının birlikte hareket edeceği, sahip çıkacağı örgüt ve örgütlenmelerden ilki İşçi Sendikalarıdır.

İşçilerin iş göremez duruma düştüklerinde kendilerini ve ailelerinin yaşamını idame edecek olan Emeklilik ve Sigorta Kurumu bu örgütlenmenin temel konularından birisini oluşturur. Bu nedenle Sigorta Kurumunun işletilmesi, yönetilmesi, denetlenmesiyle birlikte, sağlık, iş kazası, analık, meslek hastalığı, yaşlılık bakımına ilişkin olarak, sigorta primlerinin nasıl işletileceği, işletildiği, bundan hak sahiplerinin nasıl yararlandıkları da önemlidir ve doğal olarak işçi sendikalarının konusudur. … Tüm bunlar toplu sözleşmenin kapsamı içinde, işçi sendikalarının görev ve sorumluluk alanlarını oluşturur.”[5]

Emeklilik fonlarının burjuvazi tarafından yağmalandığı, ucuz sermaye kaynağı olarak kullanıldığı herkes için malumdur. Bu fonların işçilerin kendileri tarafından yönetilmesini ve denetlenmesini talep etmek bu nedenle esastır. Daha önemli olan ise, 25-30 yıl önce ücretin bir kısmı olarak ayrılmış sigorta paylarının, kapitalizmin, ekonominin finansal dalgalanmaları içinden geçirilip, güncel değerlerinin belirlenmesinin nasıl yapılacağı oluşturmaktadır. İşçilerin bu konuda bilince çıkarılmış bir programı yoktur. İşçi sınıfının öznesi ve sendikalar konuyu, kapitalist toplumsal üretimin, iki sınıfı arasında süren mücadelenin, bütünlüklü formunun, bir özel uzantısı ekseninde ele almalıdır.”[6]

Dünün çalışanları, bu günün emeklileri olarak sahip çıkmamız gerekenler, korumamız gerekenler, “söke söke “ almamız gerekenler, Sayın GÜR’ün kapitalist kavramlara sarılıp hesapladığı ve söyledikleri değildir. İşçi sınıfının tarihsel görevini yerine getirmesi için öncüsüne yüklediği görev; sınıfın çıkarlarını bilince çıkarmak, kuram ve eylemini doğru kavramaktır. Bu görev doğru anlaşılamaz ise, yapılanlar, kapitalist sınıfın çıkarlarına, varlığına hizmet etmekten, sınıfın önüne barikat olmaktan öteye gitmez. “Tarih bizi göreve davet ediyor. Bundan kaçınamayız”!


[1] Veli GÜNER, veliguner@gmail.com

[2] Emekli Meclisleri Sendikası Eş Sözcüsü.

[3] https://www.facebook.com/groups/6460019460769753/permalink/7224389454332746/

[4] www.proleter.org

[5] http://proleter.org/emeklilerin-sigorta-primleri-finans-sermayesinin-konusu-mu/

[6] (Ag site)

Yorumlar kapatıldı.